Ne zaman...

4/9/2009 - Sakin ve telaşlı...

 akıp gidiyor işte zaman

 batık bir gemi olana kadar

 yüzüyoruz, denizlerde okyanuslarda, göllerde

 küçük bir delik bizi yok edene kadar

 çürüyor bir yerlerimiz su alıyoruz sonra

 ya güverteden ya kıçtan

 ve yan yatıyoruz, yavaş ve sakince

 biri gelip kurtarmaya çalışır mı,

 kıyaya çeker mi

 o bilinmez

 ama her şekilde batıyoruz sonunda

 kıyıda da olsan

 açıkta da olsan

 ya da bir kayaya çarpıp batıyoruz

 daha hızlı

 daha telaşlı

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/9/2009 - İsyankar aşk

Kimsesiz bir çocuğun, "bir daha hiç ağlamayacağım" sözü gibi 

tutulamıyor aşk sözleri

tutulamıyor aşk, istenmediği yerde

çekip gidiyor...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/2/2009 - Annem Aşka Geldi

Bir şarkı sözü denemesi... :)
 

annen annene söylemiş

seni bana katmış

beni sana yar yapmış

 

dönüş yok sevgilim

bu aşka annem karıştı

ama inan aşkımıza bu durum çok yakıştı

 

annen annene söylemiş

seni bana katmış

beni sana yar yapmış

 

dönüş yok sevgilim

bu aşka annem karıştı

ama inan aşkımıza bu durum çok yakıştı

 

kaçışın yok sevgilim

annem seni istiyor

gelsin elimi öpsün diyor

bana da git iş bul çalış diyor

alacağım o kızı

senin artık yazın yazıldı

o kızın aşkı kalbine kazıldı

 

annen annene söylemiş

seni bana katmış

beni sana yar yapmış

 

dönüş yok sevgilim

bu aşka annem karıştı

ama inan aşkımıza bu durum çok yakıştı

 

sabah yorganı üstümden hışımla aldı

kahvaltı yaptırmadan sokağa attı

git dedi getir o kızı

e hadi gel artık sevgilim

aşkımız annemin aklını başından aldı

Cavit İlhan

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/1/2009 - Aktütün'ün çocukları...

Adını bilmiyorum… Yaşı dokuz Star Haber Bülteni’nde Turgut Erat mikrofon uzatıp soruyor ona, “Aktütün’de çocuk olmak nasıl” Yaşı dokuz söyledikleri binyüzondokuz sanki… Yüzyıllardır yaşıyor bu dünyada hayatı bir tarih atlasından çıkmış gibi çözmüş… Biz de çocukluğumuzu yaşamak, biz de okumak, biz de başarılı olmak istiyoruz. Mavi gözlerinde yaşlar, “bombalar patlayınca kardeşlerimi koruyorum” diyor, küçücük elleri ile gözyaşlarını silerken…

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/11/2008 - Ustam Atilla Abi

 

Çay bardağına damlayan alın teri

Ellerinde, tutmayan nasırların izleri

Bir yorgunluk ağacına susamışlığındır

kalbindeki şu sancı…

 

Gidelim dersem buralardan gelmek istersin

Ama yine de gitmenin kolay olmayacağı bir yer seçersin

Son otobüsü de kaçırırsın,

Kalmaya sebep yaratmak için…

 

Hadi yazsana usta,

Bir ihtimal birinin eline geçer doğru bildiklerin

Hadi söylesene usta

Birini gerçekten sevecek miyim?

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/11/2008 - Ayyaş Serseri

Kalbini bırakmışsın bir köşeye… köpekler işemiş üstüne, gülüp geçmişsin karşı kaldırımdan onları seyrederken…

 

Bakma anlıyorum ben seni… Eskiden bir kanat çırpışın vardı, bir süzülüşün, kuşların kıskanç çığlıkları göğü parçalardı…

 

Dedim ya anlıyorum ben seni… Susarken söylediklerini şu sokak çöpçüsü de anlıyor, şu köşe başındaki ayyaş da. Hatta giden yaşlı teyzenin elindeki sepette acı çeken konserve kutusu da…

 

Açık kalmış göğüs kafesindeki derin boşluğu görüyoruz. Bak işte çöpçü amca kurtardı köpeklerin dişlerinin arasından kalbini, bak işte açılıverdi konserve kutusu bir kenarından ağlıyor…

 

Bak işte çocuklar ellerinde maytaplarıyla geliyorlar havaya uçurmak için hayatı… Dinle bak kuşlar hala kıskançlık çığlıkları atıyor…

 

Karşı kaldırımdaki kadın ağlama, ağlarsan susuz kalır baharda açacak çiçekler…

 

Susuz kalacak sokak çocukları

Susuz kalacak yavru kedi…

Susuz kalacak şimdi daha buradan demin geçip giden ayyaş serseri…

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/4/2008 - Gidiyorum

Sizler kendilerini yedi karanfilden biri sanıpta kaktüs hayatlar yaşayanlar...
Siz aç yırtıcılar, siz tam üstüne basanlar.
Bastığının bir insan olduğunun farkına varamayacak kadar ısırgan "ot"u olanlar.
Siz davul zurna çalıp kalleşlik türküleri söyleyerek detone hayatlar yaşayanlar...
Siz maymun iştahlı yılanlar... karın ağrılarını bir ihtimal doğurganlık sananlar...
Siz kabız müptelası cananlar, canı isteyince adamlıklarını satanlar...
Siz bir ihtimal assolist olma şansı yakalayan yalakalar...
yalama olduğunun farkında olmayan avanaklar
Bir gün sıçıcak bu dünya sizin de hayatınızın orta yerine...
Ama ne gam sizin için "yarabbi çok şükür" yaşayanlar...
Siz annenizin karnında tecavüze uğrayanlar,
kim olduğu belli olmayan bir babadan olanlar.
Siz adam akıllı dayak yemeden, bir tokatı işkence sananlar...
Siz yağmur sularını avuçlarında biriktirip kendini deniz sanan ince belli bardaklar.
İncelecek ip bir yerlerinden ve boğazına sarılacak...
İşte o zaman "üçüncü satırda üstüne bastığınız insanlar sandalyelerinize tekmeyi atacaklar...
 
ben yokum artık siktirip gidiyorum bu aptal ortamdan...
ama götümü sizin gibi ****lere dönüp gidecek kadar aptal değilim.
yüzümü üstünüze başına döküp, kim olduğu belli olmayan babanıza annenizi becerdiği için sövüp,
yüzünüze tükürüp, çok şükürünüzü duymadan gidiyorum...
 
siktirip gidiyorum, can babanın dediği gibi, "siz artık götümün fosforuyla aydınlanın"
siz artık tiyatronuzu bensiz oynayın, siz artık birbirinizi becerirken ıkınmayın...
gidiyorum siz artık kanlı bir mendile timsah gözyaşlarınızı damlatın...

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/1/2007 - Huzursuz konuşmalar...

Hayat bütün sırlarıyla bizi bin bir çeşitte incitip kırarken, yolun yarısına geldiğimizde karşı kaldırımda ki adamdan farkımız olmadığını anlıyoruz. Hayat boğazımızı sıkıp dururken,  yakamızı gevşeterek rahatlamaya çalışıyoruz. Oysa, asla çıkamayacağımız bir hücre de tutsağız. Farelerle dost olmaktan, ya da fare olmaktan başka çaremiz yok. Dileğimiz neşeli bir ölüm…

 

Yaşadıklarımızın temelini oluşturan düşüncelerimiz, hayatı sürdürmek inadıyla çabaladığımız bütün uğraşılar, nehre kapılıp sürüklenen bir dal parçası gibi bizi hayatın karşısında anlamsızlaştırıyor. Bozguna uğradığımızı biliyoruz. Karanlık bir gecede fenerimiz olmadan yolumuzu bulmaya çalışıyor, düştüğümüz kuyulardan büyük yaralarla çıkıp, bir başka kuyuya varana kadar kanımızı akıtıyoruz. İşte bu yüzden geçmişimize ancak bıraktığımız kan izlerini takip ederek dönebiliriz.

 

Olmadığım, olamadığım şeylerin peşinden gittikçe yoldan çıkmıştım. Şimdi ne bir hedefim ne de gidecek bir yolum kalmıştı. Dört yol ağzının ortasında durmuş, yolun herhangi bir yerinden hızla gelecek arabanın çarpmasını bekliyordum. Ölmek değil di amacım, çarpmanın şiddetiyle hangi yola düşüp, nereden devam edeceğimi merak ediyordum. Şimdiye kadarki tüm çarpışmalardan sonra ayağa kalkmayı başarmamış mıydın?

 

Yaşantım hataların toplamından başka bir şey değil. Hataları topladığınızda ise karşınıza hiçlik çıkıyor. Ya da masa örtüsünün üzerinde ki leke en fazla. Annemin “Yıkanınca geçer” sözü aklıma geliyor. Yıkanınca geçecek kadar düşsel bir varlığım…Şimdi varım, yarın olmak için hiçbir görevim ve gereğim yok.

 

Aşk insanın kendine yaptığı bir işkence biçimidir. Yine de aşık olmamaktan iyidir.

 

O kadını sevmiş olmak hayatımın en büyük trajedilerinden birisidir. Çünkü bir daha ona asla aşık olamayacağım.

 

Bazen babama çok ihtiyaç duyuyorum. Beraber balık tuttuğum, futbol maçlarına gittiğim, gülüp eğlendiğim babama değil. Yaptığım hata yüzünden sinirlenip bir yumrukta burnumu kıran babamı özlüyorum. Bana, beni önemseyerek öfkelenecek ve canımı acıtacak birine duyduğum özlem bu. Sonra da kanlar içinde beraber ağlayabileceğim babamı istiyorum.

 

Ben hep çok iyi bir aktör oldum. Yalan söylemeyi, onu en ince ayrıntısına kadar planlayarak yapan benden daha iyi birini tanımadım. Ne çok yalan söyledim ve ne kadar az yakalandım. Zaten çoğu zaman sıkılıp kendim ele verdim kendimi. “Bakın ne pislik bir adamım ben” diyerek, ancak kendimi kendim aşağılayabileceğimi göstermek için. Af dilemelerimde bile büyük bir oyuncunun ustaca oynadığı trajikomik bir hali var. Af dilerken, içimden dil çıkardığımı kimse fark edemedi. O yüzden iyi oyuncuları hemen tanırım.

 

O yüzden bilirim insanlardaki bu barış, sevgi ve yardımseverlik halinin sahteliğini. Savaşların, kavgaların, kinlerin ve ihanetlerin daha samimi gelmesi bundandır. Ben de olmayan iyilik ve güzellik samimiyetinin kimse de olamayacağını bilirim. Hangi dostluk çıkarlara ters geldiğinde bozulmaz ki? Hangi aşk, biri yorulduğunda diğeri tarafından terk edilmez ki? Hangi barış, savaşacak önemli bir sebep olduğunda bitmez ki? O yüzden düşmanımdır en samimi olan. Düşmanıma arkamı dönerim, dost görünenlere asla.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/8/2006 - çok geç kaldınız

sizden çok önce gelmişti

aşk bu şehre

hayata on kala trenlerinde

yolculuk ederken siz daha

Aşk annenizi beceriyordu

şehrin tenha gecelerinde

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/8/2006 - saçma olan ne???

Yıllar önce, haber merkezinde muhabirlik yaptığım sıralardı. Telsizden polis memurunun hüzünlü sesinden duymuştum iki kişinin birlikte köprüden atladıkldrını: "Merkez, boğaz köprüsünden iki kişinin el ele atladığını gören kişiler olmuş, şuan köprünün üzerindeyiz. Burada kırmızı renkli Opel Marka terk edilmiş bir araç var. Araştırmaya devam ediyoruz."

 

Hüzünlü bir polis sesi duymak pek alışık olduğumuz bir şey değildi. Gecenin en koyu saatleriydi. Gittiğimde polisler Çengelköy sahilinde cesetleri arıyordu. ( Cesetler dedim değil mi? Yok oluşun en acı tarifi bu kelimede gizli) Dedim gecenin en kuytu saatleriydi. Kameramızın ışığından yararlanmak için, iki polis ve kameramanım la bilikte bir kayığa binip karanlığın içine doğru ilerledik. İşte oradaydı gen kız. Vazgeçmiş olduğunu anlatır gibi yüzü suyun içinde koların açmış öylece duruyordu. Peki ya sevdiği adam neredeydi. El ele atlamamışlar mıydı sonuzluğa. Ölüm de kalleşce davranmış ayırmıştı onları.

 

Çıkarttık genç kızı sudan. "Sigarası olan var mı?" Cebimden çıkarttığım sigarayı uzatırken fark etmiştim Telsizden duyduğum o hüzünlü sesin bu polis memuruna ait olduğunu. Sigaradan derin bir nefes çekerken, gözlüklerinin arkasından acı dolu bakıyordu bana. Polisleri sevmezdim. O ana kadar hiç bir polisin gözlerinde hüznün gözyaşlarını görmemiştim. Biraz sonra genç adama da karanlık sularda rastladık.

 

Geriye döndük...Karanlık sulardan dönmemiz için hiç bir sebebimiz yoktu aslında!

  

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Sevgili kardeşim, ne zaman bir sal yapacağız kendimize ve yelken açacağız gökyüzünden aşağıya? Ingeborg Bachman

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
markaligi
kampanyadan
kampanyalar

Arkadaşlarım

ruzgarlisokak
aristoca
eylulce
mariposa
kleopatra81
reybah
geyikfm09
sophia
damaktadi
orodjeh
kampanyadan
serpilce
onuryolalmis
hayalimce
alisoft
guvence
blacksoft
dusunur